Yapay Zekânın Distopyası ve Kapitalizmin Geleceği
Yapay Zekânın Distopyası ve Kapitalizmin Geleceği
Yapay zekâ yalnızca yeni bir teknoloji değil. Üretimin nasıl yapılacağını, emeğin nasıl kullanılacağını ve yaratılan zenginliğin nasıl paylaşılacağını değiştirebilecek yeni bir üretici güç.
Bu nedenle yapay zekâ tartışmasını yalnızca “Hangi işler ortadan kalkacak?” ya da “Makineler kontrolden çıkacak mı?” sorularına indirgemek meseleyi daraltıyor. Asıl mesele daha büyük:
İnsanlığın üretme kapasitesi böylesine büyürken, bu kapasite kimin elinde olacak ve yarattığı zenginlik kimin hayatını değiştirecek?
Bugün yapay zekâ etrafında yaşanan büyük yatırım yarışı bu soruyu daha da önemli hale getiriyor. BIS'in 2026 tarihli çalışmalarına göre yapay zekâ yatırımları hızla büyüyor ve mevcut yatırım ihtiyaçlarının önemli bir bölümünün işletmelerin kendi nakit akışlarından borçlanmaya doğru kayması bekleniyor; özel kredi de bu finansmanda giderek daha önemli bir rol oynuyor. BIS'in Temmuz 2026 tarihli bir başka çalışması ise ABD'deki yapay zekâ yatırım yarışını modelleyerek, ihtiyatlı temel senaryoda yatırımın toplumsal açıdan etkin düzeyin yaklaşık yüzde 50 üzerine çıkabileceği sonucuna ulaşıyor. Bu, gerçekleşmiş bir “aşırı yatırım” ölçümü değil; belirli varsayımlar altında yapılmış bir modelleme sonucu. Dolayısıyla bunu geleceğe ilişkin kesin bir hüküm olarak değil, mevcut yatırım yarışının taşıdığı risklere ilişkin bir gösterge olarak okumak gerekiyor.
Kapitalizm açısından bu mekanizma yeni değil. Buhar makinesi, elektrik, otomasyon, bilgisayar ve internet nasıl yeni sermaye birikimi alanları yarattıysa, yapay zekâ da üretim sürecine giderek daha fazla dahil oluyor. Teknoloji gelişiyor; fakat bu gelişmenin toplumsal sonuçlarını yalnızca teknolojinin kendisi değil, onun hangi mülkiyet ve üretim ilişkileri içinde kullanıldığı da belirliyor.
Tam da burada yapay zekânın temel çelişkilerinden biri ortaya çıkıyor:
Makineler daha az çalışmamızı sağlayabilecek kadar üretken hale gelirken neden hâlâ daha fazla çalışmak zorundayız?
Sanayi Devrimi'nden bu yana teknolojinin en büyük vaatlerinden biri insan emeğinin yükünü azaltmaktı. Daha kısa zamanda daha fazla üretmek, teorik olarak daha kısa çalışma süreleri ve daha fazla boş zaman anlamına gelebilirdi.
Fakat verimlilik artışı kendiliğinden çalışanların hayatını kolaylaştırmıyor. Bir işletme aynı üretimi daha az işçiyle gerçekleştirebiliyorsa bunun sonucu çalışma süresinin kısalması olmak zorunda değil; maliyetlerin düşmesi, üretimin genişlemesi veya işletmenin rekabet gücünün artması da olabilir.
Çalışan açısından aynı teknoloji hayatı kolaylaştırabilecek bir imkân yaratırken, sermaye açısından daha az emekle daha fazla üretmenin aracına dönüşebilir.
Bu nedenle üretim kapasitesinin artması ile toplumsal refahın artması aynı şey değildir.
Yapay zekânın çalışma hayatına etkisini anlamak için de bu ayrımı korumak gerekiyor.
Yapay zekânın bütün işleri ortadan kaldıracağını söylemek kadar, çalışma hayatında büyük bir değişiklik yaratmayacağını düşünmek de yetersiz. ILO'nun 2025 tarihli araştırmasına göre dünya genelinde yaklaşık her dört çalışandan biri, üretken yapay zekâya belirli ölçülerde maruz kalan bir meslekte çalışıyor. Ancak ILO'nun bulguları, mevcut işlerin tamamen ortadan kalkmasından ziyade işlerin ve görevlerin dönüşmesinin daha olası olduğuna işaret ediyor. Küresel istihdamın yüzde 3,3'ü ise en yüksek maruziyet kategorisinde bulunuyor.
Bu nedenle geleceğin sorunu yalnızca kaç kişinin işsiz kalacağı değil, işin kendisinin nasıl değişeceği.
İş ortadan kalkmadan da çalışma hayatı değişebilir. Performans ölçümü yoğunlaşabilir. Çalışma temposu hızlanabilir. Aynı sürede daha fazla iş yapılması beklenebilir. İşverenin çalışan üzerindeki teknolojik gözetim ve kontrol kapasitesi genişleyebilir. Çalışanın ise iş değiştirme, ücret pazarlığı veya çalışma koşullarını belirleme konusundaki pazarlık gücü bazı sektörlerde zayıflayabilir.
Bunlar teknolojinin zorunlu sonuçları değildir. Ancak aynı teknolojinin, nasıl örgütlendiğine ve hangi kurumsal koşullarda kullanıldığına bağlı olarak, emeği ikame etmenin yanı sıra emeğin verimliliğini ve denetimini artırmak için de kullanılabileceğini gösterir.
Burada yeniden aynı soruyla karşılaşıyoruz:
Verimlilik artıyorsa, bu artış kimin hayatını iyileştiriyor?
OECD'nin 2026 verilerine göre OECD genelinde işgücü verimliliği 2024'te yüzde 1,2 arttı. ABD'de artış yüzde 2,2 olurken Avrupa Birliği'nde yüzde 0,2 olarak gerçekleşti. OECD, ABD'deki son verimlilik artışlarının bir bölümünün yapay zekâ kullanımına bağlı sermaye derinleşmesiyle ilişkili olabileceğini belirtiyor; ancak yapay zekânın ekonominin genelindeki verimlilik artışına ne ölçüde ve ne hızda katkı yaptığı konusunda hâlâ önemli belirsizlikler bulunuyor.
Bu ayrım önemli. Çünkü verimlilik artışı tek başına toplumsal ilerleme anlamına gelmiyor.
Üretim daha hızlı hale gelirken ortaya çıkan ek zenginlik ücretlere, daha kısa çalışma sürelerine ve daha iyi yaşam koşullarına dönüşebilir. Ancak aynı zenginlik kârlar, sermaye değerleri ve mülkiyet gelirleri üzerinden de birikebilir.
Dolayısıyla teknoloji ile toplumsal sonuç arasında otomatik bir bağ yoktur.
Marksist politik ekonominin bugün yeniden tartışmaya açtığı temel meselelerden biri tam olarak budur: Kapitalizm üretici güçleri geliştirebilir; fakat bu gelişmenin yarattığı toplumsal zenginliğin nasıl paylaşılacağını kendiliğinden garanti etmez.
Yapay zekâ bu çelişkiyi ortadan kaldırmıyor. Aksine, belirli koşullarda daha görünür hale getirebilir.
Çünkü yapay zekâ yalnızca bir yazılımdan ibaret değil. Arkasında veri merkezleri, gelişmiş çipler, enerji altyapısı, ağlar, veri kümeleri ve devasa bir hesaplama kapasitesi bulunuyor. Bunların önemli bölümü büyük ölçekli sermaye yatırımları gerektiriyor.
Dolayısıyla yapay zekânın geleceği aynı zamanda üretim araçlarının mülkiyeti ve kontrolü meselesidir.
Dünyanın farklı yerlerinde insanların ürettiği bilgi, içerik ve veriler yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesinde kullanılabilirken, bu teknolojik kapasite belirli şirketlerin sahip olduğu modellerde, hesaplama altyapısında ve dağıtım kanallarında yoğunlaşabiliyor.
Marksist açıdan bakıldığında burada önemli bir çelişki beliriyor:
Üretim giderek daha toplumsal ve kolektif bir karakter kazanırken, üretim araçlarının ve ortaya çıkan ekonomik değerin kontrolü daha yoğun sermaye merkezlerinde toplanabilir.
Bu nedenle yapay zekânın kapitalizmi kendiliğinden sona erdireceğini düşünmek için tarihsel bir neden yok. Kapitalizm daha önce de büyük teknolojik dönüşümleri kendi birikim mekanizmasına dahil etti.
Ancak yapay zekâ kapitalizmin eski bir çelişkisini daha da keskinleştirebilir:
Sistem, insanların gelir elde etmek için ücretli emeğe ihtiyaç duymasını sürdürürken, teknolojik gelişme bazı üretim süreçlerinde insan emeğine duyulan ihtiyacı azaltabilir.
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Yapay zekâ distopyası çoğu zaman insanlara saldıran robotlar üzerinden anlatılıyor. Oysa daha gerçekçi bir distopya ihtimali çok daha farklı olabilir:
İnsanlığın tarihte hiç olmadığı kadar büyük bir üretim kapasitesine ulaşması ve buna rağmen insanların barınma, sağlık, eğitim, gıda ve güvenli bir yaşam için ücretli çalışmaya bağımlı olmaya devam etmesi.
Daha güçlü makineler, daha yüksek verimlilik ve daha büyük üretim kapasitesi; fakat aynı zamanda daha yoğun rekabet, daha güçlü performans baskısı ve ekonomik gücün daha fazla yoğunlaşması.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Bunlar yapay zekânın kaçınılmaz sonuçları değildir. Bunlar, teknolojik kapasitenin belirli bir ekonomik ve kurumsal yapı içinde kullanılmasının mümkün sonuçlarıdır.
ECB'nin 2026 değerlendirmeleri de yapay zekânın gelecekte önemli verimlilik kazanımları yaratabileceğini kabul etmekle birlikte, bu kazanımların zamanlaması, büyüklüğü ve ekonominin geneline nasıl dağılacağı konusunda belirsizlik bulunduğuna dikkat çekiyor. Aynı değerlendirmelerde yapay zekâ altyapısının büyük veri merkezleri, enerji ve uzmanlaşmış çip yatırımları gerektirdiği vurgulanıyor.
Dolayısıyla mesele yapay zekânın gelişip gelişmeyeceği değil.
Bu gelişmenin hangi toplumsal amaçlara hizmet edeceği.
Sosyalist perspektiften bakıldığında sorun teknolojinin kendisi değildir. Sorun, teknolojik kapasitenin özel mülkiyet, kâr ve sermaye birikimi ilişkileri içinde nasıl örgütlendiğidir.
Aynı yapay zekâ teknolojisi bir şirketin daha az çalışanla daha fazla üretim yapmasını sağlamak için de kullanılabilir; toplumsal olarak çalışma süresini azaltmak için de.
İnsanları işsiz bırakmak zorunda değildir. İnsanların daha az çalışarak aynı ya da daha yüksek yaşam standardına ulaşmasını mümkün kılabilir.
İnsanları daha yoksul hale getirmek zorunda değildir. Üretimden elde edilen kazançların daha geniş bir toplumsal kesime aktarılmasını sağlayacak politikalarla birlikte kullanılabilir.
İnsanları daha fazla denetlemek için kullanılmak zorunda değildir. İnsanların hayatlarını ücretli emeğin zorunluluğuna daha az bağımlı hale getirecek bir üretim kapasitesinin parçası olabilir.
Ama bunların hiçbiri kendiliğinden gerçekleşmez.
Belirleyici olan yalnızca teknoloji değil, mülkiyet ilişkileri, kurumlar ve siyasal tercihlerdir.
Çünkü yapay zekânın ürettiği ekonomik değerin nasıl paylaşılacağını makineler belirlemeyecek. Bunu belirleyecek olan, toplumun üretim araçlarıyla kurduğu mülkiyet ve güç ilişkileri olacaktır.
Bu nedenle yapay zekâ çağının temel sorusu “İnsan mı kazanacak, makine mi?” değildir.
Asıl soru çok daha eskidir ve bugün yeniden karşımıza çıkmaktadır:
Üreten kim, sahip olan kim?
Yapay zekâ bu soruyu ortadan kaldırmayacak.
Tam tersine, insanlığın üretme kapasitesi büyüdükçe bu soruyu daha görünür hale getirebilir.
Çünkü geleceğin asıl çatışması insan ile makine arasında olmak zorunda değil.
Asıl mesele, insanlığın yarattığı üretim gücünün kimin denetiminde ve hangi toplumsal amaçlarla kullanılacağıdır.
Yapay zekânın gerçek distopyası makinelerin insanlaşması değil.
İnsanlığın kendi yarattığı makinelerin ürettiği zenginliğe yabancılaşmasıdır.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.


263818514.webp)
















263416437.webp)
















243429794.webp)
241725935.webp)









240907348.webp)





































250010549.webp)





252534979.webp)

250235831.webp)




251934370.webp)




253526889.webp)




262212379.webp)









































