Post

Faize ve Silaha Değil;  Kadınlara ve  Barışa Bütçe

Faize ve Silaha Değil;  Kadınlara ve  Barışa Bütçe 

Cumhurbaşkanlığı tarafından TBMM’ye sunulan 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Teklifinin ne anlama geldiğini değerlendiren iki iyi yazı yayınlandı bu hafta. Aziz Çelik, bütçe harcamalarında aslan payının faiz ödemelerine ayrıldığı, buna karşılık sosyal güvenlik, eğitim ve sağlık gibi kamusal hizmetlerin payının daha da gerilediğini, sonuçta sosyal devletten “faiz devletine” dönüştüğümüzü gayet açık ortaya koymuş. https://www.birgun.net/makale/2027-butce-teklifi-sosyal-devletten-faiz-devletine-741103 

Milyonlarca emekçinin ve emeklinin açlık sınırının altındaki ücretlerle yaşadığı yoksulluğu gözler önüne seren Mustafa Durmuş’un yazısında da benzer biçimde, iktidarın sınıfsal tercihlerini görüyoruz. https://yeniyasamgazetesi9.com/2027-yili-merkezi-yonetim-butcesinin-iktisadi-analizi/ 

Kaynaklar, faize, savunmaya, sermayeye aktarılırken, emekçiye düşen yine kemer sıkmak, yine enflasyonun bedelini ödemek. Üstelik hedeflenen yıl sonu enflasyonunun iki katını aştığı haldeyken…Ve “faiz” haram iken, “borsa ve fon işleri bu denli felaket iken… 

Sonuçta teklif daha mecliste görüşülecek ama bu haliyle sosyal devleti tasfiye ederek kaynakları faize ve militarizme boca ediyor. Üstelik barış süreci yaşanırken… 

Emekçiye kemer sıkma ve oğlunu askere göndermeden başka bir şey vaat etmeyen bütçe teklifinde, ilk bakışta görünmeyen, satır aralarına gizlenen bir başka gerçeği de var: kadınlara vaat ettikleri.  

 

Kadının Payı: On Binde Dört 

2027 bütçesinde faiz ödemeleri için tam 3 trilyon 975 milyar lira ödenek ayrılmış durumda. Yani bu ülkenin kasasından her ay 331 milyar lira, her gün yaklaşık 10,9 milyar lira yalnızca borç faizine gidecek. 

Peki, her gün kadınların öldürüldüğü ülkede Kadının Güçlenmesi programına bir yılda ayrılan toplam pay ne kadar? Yalnızca yüzde 0,04 (on binde dört); yani ne tesadüf ki o da yaklaşık 10,9 milyar lira! Ama tam 1 yıllık.  

 

Devletin faiz lobisine tek bir günde ödediği para, bu ülkedeki milyonlarca kadının şiddetten korunması, güçlenmesi ve sığınmaevleri için bir yılda reva gördüğü bütçenin ta kendisi. 

 

Denkleme bakınız: “Faizin 1 günü = Kadının 1 yılı”. Faiz lobisine1 günde ödenen, kadına 1 yılda ödeniyor.  

 

Bir tarafta günde 11 milyar lira faiz ödenmesi, diğer tarafta kadınların yaşam hakkı için bütçe pastasında kırıntı dahi sayılmayacak sembolik bir pay.  

 

Bunun anlamı, kadınların şiddetten korunmasının tasarruf kalemlerinden biri olarak görülmesidir ki bu asla kabul edilemez.  

 

Fakat iş bununla da kalmıyor: devlet kamusal hizmetlerden elini çektiğinde oluşan boşluğu, kadınlar doldursun, bitip tükenmez işleri görsün, hep evde olsun, hep ücretsiz çalışsın istiyorlar.  Çünkü bütçe planında istihdam programlarında da pek artış görmüyoruz, hele ki kadınlar için istihdam tamamen sınırlı. Öte yandan kadınların bu somut ihtiyaçlarını görmesi gereken sosyal politikalardan sorumlu yetkililerin ise nelerin peşinde olduğunu, kaç kadının hayatını kurtaracak servetlerini nasıl elde ettiklerini gördük, yaşadık. Bir taraf paralarına para katarken, kadınlara kreş yok, yaşlı bakım evleri yok, engelli desteği yok. Bunların hiçbiri bütçede yer almıyor, yok da yok. Ama devlet bu hizmetleri üstlenmeyince bütün bakım işleri buharlaşıp yok olmuyor; doğrudan kadının sırtına yıkılıyor. Burada uğursuz bir döngü işliyor: kadınları kamusal kreşten mahrum bırakıp istihdam kapılarını kapatmak, onları hane içine, erkeğe ve şiddet döngüsüne mahkûm ediyor. Tıpkı pandemi gibi, Türkiye’de kadınlar bu bütçe planı ile her günü pandemi koşullarında yaşıyor… 

 

Ve maalesef bununla da bitmiyor: bütçenin en hızlı tırmanan kalemi ise; savunma ve güvenlik.  Savunma bütçesi tam yüzde 84,2 artış gösteriyor, güvenlik hizmetleriyle birleştiğinde ortaya 3 trilyon 933,9 milyar liralık devasa bir askeri blok çıkıyor. Bu militarist blok, faiz giderleri ile kafa kafaya yarışırken, tedavi edici ve koruyucu sağlığa ise bu bütçenin ancak yarısı kadar pay ayrılmış.  

Yoksullukla mücadelenin ise yaklaşık beş katı silaha ve güvenlik aygıtına yatırılıyor.  

 

Sonuçta karşımızda şöyle çarpıcı gerçekler var:  

 

  • Faize bir günde ödenen para (10,9 milyar TL), tüm Türkiye'deki kadınların güçlenmesi, şiddetten korunması ve sığınmaevleri için ayrılan bir yıllık bütçeye eşit! 

 

  • Savunma ve güvenlik hizmetlerine ayrılan kaynak, kadının güçlenmesi programının 333 katı. Bütçede tek bir modern askeri mühimmat veya zırhlı aracın maliyeti, yüzlerce şiddet önleme merkezinin yıllık ödeneğini aşıyor! 

 

  • Faiz giderleri ile savunma/güvenlik harcamaları birleştiğinde bütçenin %27,9'unu (7,9 trilyon TL'den fazla) yutuyor. Yani toplanan vergilerin neredeyse her 3 lirasından 1'i sermayeye ve silaha aktarılırken, kadınlara bütçenin binde biri bile reva görülmemiş.  

 

Barış Kadınların Yaşam Güvencesidir 

Bütçe gelirlerinin yüzde 60’ı KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerden, mutfaktaki gıdadan, bebek bezinden, ekmekten toplanırken, bu vergiler faiz rantiyesine ve sınır ötesi askeri operasyonlara harcanıyor. Yetmez gibi bir de gündemde Mekke Anlaşması var, hemen ardından Bedir Anlaşması geliyor… 

 

Militarizm yalnızca aktif savaşta olmak hali demek değildir. Sokağın zırhlı araçlarla, üniformalı denetimle ve barikatlarla dolu olmasıyla, evin kadınlar için denetim ve şiddet merkezi olması aynı kaynaktan beslenir.  

Militarizm, sorunların eşitlik ve demokratik müzakereyle değil, kaba kuvvetle çözülmesi demektir.  

Bütün bunların barış sürecindeyken önümüze gelmesi,  

Bütün kaynaklar savunma ve güvenliğe ayrılırken kadınlar için her yerin cinayet mahalli olması, 

Kamu düzeni derken, yurttaşlarımızın bu yüzyılda metropolde selde dahi ölebilmesi,  

Bu ne yaman çelişkiler düzeni değil mi?  

 

Sonuçta 2027 bütçesi açıkça gösteriyor ki bu bir kaynak yokluğu değil, sınıfsal, cinsiyetçi ve militarist bir bölüşüm tercihidir.  Ve kanıtlanmış bilimsel gerçek şu ki; barış olmadan kadınların eşit ve şiddetsiz bir hayata kavuşması mümkün değil. Kadın cinayetlerini durdurmanın yolu da silaha ve faize dökülen trilyonları kamusal kreşlere, sığınmaevlerine, sağlığa, eğitime ve kadınların ekonomik bağımsızlığına aktarmaktan geçiyor.   

 

İşte tam da bu yüzden, namluların sustuğu, bütçenin hayata aktığı ve kadınların özgürce yaşadığı bir geleceği birlikte konuşmak için “Kadınlar Yan Yana" Kadın Barış Konferansı’nda buluşuyoruz.  Kadınlar 31 Ekim – 1 Kasım tarihlerinde Ankara’da buluşacak, emek politikalarını, ekolojiyi, toplumsal cinsiyet eşitliğini, barışı ve yaşadığımız tüm somut sorunları konuşacak, somut çözüm yolları arayacaklar. Yolumuz açık olsun… 

 

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Faize ve Silaha Değil;  Kadınlara ve  Barışa Bütçe

Post

Sandık Çökerse İlk Kadınlar Kaybeder 

Post

“Kutsal Aile” Asgari Ücret Konuşurken Nereye Kayboluyor? 

Post

Delil Bizde, Adalet Nerede, Kadın Cinayetlerinin Değişen Karakteri

Post

Helalleşenler ve Talan Edenler: Kamulaştıranlar ve Özelleştirenler  

Post

Butlan İkliminde Nafaka Kararı 

Post

Doğal Olan, Normal Demokrasidir

Post

Her şeyi Gizleyen TÜİK, Ölümleri Gizleyemiyor

Post

Bu Gurur Hepimizin

Post

Kesinlikle Ayrı Dünyaların İnsanlarıyız

Post

“Maarif” Modelinde Kadının Adı Yok

Post

Aile Genelgesi’nin Arkasında Neler Var?

Post

Silahlar, “İkili Ölümler” ve Evrensel Haklarımız

Post

Çocuklar Ölmesin, Dondurma da Yiyebilsinler

Post

Büyük Onur Yürüyüşümüz

Post

Reisçilik Sistemi İle Yok Olan Aileler ve Soyadı Hakkı. İyi Mi Oldu AKP?

Post

“Amores Perros”: Köpek Sevgisi

Post

Çekirdek Bir Aileydik

Post

Bizi Bu Havalar Mahvetmeyebilir

Post

Biz Maraba Değiliz

Post

Ücret-Fiyat Sarmalı Yok, Şiddet Sarmalı Var

Post

New York Sokaklarında Asıl Anlatılması Gerekenler

Post

Sorun ‘İnceller’de Değil İçimizde, O Kutsanan Ailenin Tam Göbeğinde, Kutsayanların Zihninde! Yağmur Yağar Ama İktidar Islanmaz

Post

Bozuk Düzende Sağlam Çark Olur Mu?

Post

Narin Davası Hepimizin

Post

Bu Kadar Şiddet Arasında Skandallardan Skandal Beğen!

Post

“Sıradan Adamlar.Korkunç Suçlar” Karşısında Kalabalık Kolektivizm

Post

İşte Size Aile Yılı: En Büyük Demokrasi Ailesini Kuruyoruz

Post

“Ev Kadınlarına” Emeklilik, Lütuf Değil Haktır

Post

Hipokrat’tan Diyanet’e Kadın Hakları

Post

Kıyafetime Karışma

Post

Evlerde Açlık, Mecliste Kahkaha

Post

Cezaevlerinde Sağlık Hakkı ve Mandela Kuralları

Post

Gerçek Diplomalar, Sahte Adalet

Post

TÜİK Bile Farkında: İstanbul Sözleşmesi Yaşatır

Post

Tek Pişmanlığımız Bugünün Bu Kadar Geç Gelmiş Olması Olsun

Post

Pikaçu İklim İçin Koşuyor

Post

O Kadar Aynı Gemide Değiliz Ki; İklimler Bile Farklı

Post

Eşit Yurttaşlık Yerine Aile Mi?  

Post

Görev Kadınlarda

Post

Yaşasın 8 Mart, Yaşasın Özgürlük

Post

İliç’te Kuşlar Uçmuyor

Post

Depremde Kadının Adı Yok

Post

Evlere Bırakılmak Değil, Hayata Karışmak İstiyoruz

Post

Hiç Olmamak Ya da “Vitrin Olmak”; İkisine de Mecbur Değiliz

Post

Medeni Kanun İçin Mücadelemiz Herkes İçindir

Post

Kadınları Özgürleştiren Kentler İçin

Post

Kadınlar İçin Esnek Değil Tam ve Güvenceli İstihdam

Post

İntihar Denileni Şüpheli Bırakmayacağız

Post

Kadınlar Laiklik ve Özgürlük İçin Yürüyor

Post

Kapattırmadık

Post

Seçimler Gösterdi: Eşitlikçi Feminizm Şart

Post

Mucize Değil Medeniyeti Getireceğiz - II

Post

Mucize Değil Medeniyeti Getireceğiz - I

Post

İran ve Büyük Anlatılar Üzerine

Post

Kadın Cinayetleri Ülkesi Olmayacağız

Post

Demir Çeneli Melekler

Post

Kadın Cinayetlerinin Gizlenen Boyutu

Post

Yoksulluğun Pençesinden, Şiddetin Gölgesinden Kurtulacağız

Post

Medeni Kanuna Dokundurtmayacağız

Post

Sınırları Aşıyoruz

Post

İklim Krizini de, Kadın Cinayetlerini de Durduracağız

Post

“Femonasyonalizm” ve Enternasyonalizm