Post

Kendi Havasını Yaratan Ateş

Kendi Havasını Yaratan Ateş

Tarihin bazı dönemlerinde mücadele, kendisini kuşatan koşulların içine sıkışır. Grevler bastırılır, direnişler yalıtılır, öfke gündelik hayatın içinde soğur. Her yenilgi yalnızca bir mücadeleyi değil, geleceğe dair güveni de zayıflatır.

Fakat sınıf mücadelesi yalnızca kendisini kuşatan koşullara tepki vermek değildir. Kapitalizmin yarattığı koşullar, işçi sınıfının mücadelesinin başlangıç noktasıdır; sınırı değil.

Bir noktadan sonra mücadele, kendi içindeki dinamiklerle yeni bir güç biriktirmeye başlayabilir. İşçiler birbirlerinin deneyimlerinden öğrenir, ortak çıkarlarını görür, dayanışma geliştirir ve örgütlü hareket etmenin olanaklarını keşfeder. Böylece mücadele yalnızca mevcut koşullara karşı verilmez; o koşulları değiştirecek gücü de üretmeye başlar.

Kendi havasını yaratan ateş tam olarak budur.

Sömürünün Yarattığı Atmosfer

Kapitalizm yalnızca emek gücünü sömürmez. Aynı zamanda sömürünün olağan ve değişmez kabul edildiği bir toplumsal atmosfer üretir.

Rekabeti yaşamın doğal yasası, güvencesizliği kaçınılmaz kader, yoksulluğu ise bireysel başarısızlık gibi sunar. İşçileri kadrolu-taşeron, yerli-göçmen, genç-yaşlı, sendikalı-sendikasız diye böler; ortak çıkarları görünmez hale getirir.

Sömürü böylece yalnızca üretim sürecinde değil, insanların dünyayı algılama biçiminde de yeniden üretilir.

Sermaye yalnızca ücretleri belirlemek istemez; ücretlerin nasıl tartışılacağını da belirlemeye çalışır. Bölgesel asgari ücret tartışmaları bunun örneklerinden biridir. Buradaki sorun yalnızca bazı bölgelerde ücretlerin düşürülmesi değildir. Daha derindeki mesele, işçi sınıfının ortak hak ve ücret fikrinin parçalanmasıdır.

Çünkü ortak haklar ortak mücadeleyi, ortak mücadele ise ortak bir sınıf iradesini besler.

İşçiler yaşadıkları yere, çalıştıkları sektöre veya statülerine göre birbirleriyle rekabete zorlandığında kazanan işçiler değil, sermaye olur.

Fakat bu atmosfer değişmez değildir.

İşçiler yaşadıkları sorunların başkalarının yaşadıklarıyla aynı olduğunu görmeye başladığında, sermayenin kurduğu bölme duvarları çatlamaya başlar. Ücret gaspı, sendikal baskı, işten atma, ücretsiz izin ya da güvencesizlik, tek tek işyerlerinin sorunu olmaktan çıkar; aynı sınıfsal ilişkinin farklı görünümleri olarak görünür hale gelir.

İşte sınıf mücadelesinin gerçek hareket noktası burada oluşur.

Bir Direnişten Diğerine

Türkiye'deki son dönem işçi mücadeleleri bu dönüşümün olanaklarını gösteriyor. Madenlerden fabrikalara, belediyelerden depolara kadar farklı işkollarında ücret, sendika, işten atma, ücretsiz izin ve tazminat sorunları nedeniyle direnişler yaşanıyor.

Henüz bunların ortak bir sınıf hareketine dönüşmüş olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak önemli bir eşik oluşuyor:

 

İşçiler birbirlerinin mücadelelerinden öğreniyor.

Bugün madencilerin Ankara'daki direnişi bunun en somut örneklerinden biri.

Yıldızlar SSS Holding'e bağlı Doruk Madencilik işçileri ile Elazığ Maden'deki Eti Gümüş işçileri, kendi işyerlerinde yaşadıkları hak gasplarını Ankara'ya taşıdılar. Doruk işçileri daha önceki mücadelelerinden bir kazanımla çıkmış olmalarına rağmen, teftiş sürecinde ortaya çıkan ücret, sendikal tazminat ve diğer alacaklarının ödenmemesi üzerine yeniden mücadeleye başladı. Eti Gümüş işçileri ise uzun süredir ödenmeyen ücretleri ve kıdem tazminatları için direnişlerini sürdürüyor.

Eti Gümüş işçilerinin mücadelesi özellikle ağır bir tabloyu ortaya koyuyor. İşçilerin bir bölümünün 2024 Ekim'inden bu yana düzenli ücret alamadığı, bazı işçilerin 20 aya varan sürelerle maaş ödemesi beklediği; ücretsiz izin uygulamalarının ve işten çıkarmaların işçilerin yaşamını ve çalışma hakkını doğrudan etkilediği bir süreçten söz ediyoruz.

Şimdi bu işçiler, Ankara'da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na ulaşmaya çalışırken bir kez daha gözaltına alınıyor. Üstelik polis müdahalesi sırasında basının görüntü almasının engellenmeye çalışıldığı bildiriliyor. Saatlerce Ağustos sıcağında bekletilen işçilerden birinin fenalaşarak hastaneye kaldırılması ise mücadelenin hangi koşullarda sürdürüldüğünü gösteriyor.

Burada yalnızca ücretini isteyen madencilerin yaşadığı bir mağduriyet yoktur.

Burada, işçilerin haklarını almak için mücadele ettiklerinde karşılarına yalnızca patronun değil, bürokrasinin ve devlet gücünün de çıkabildiği bir sınıfsal ilişki görünür hale gelmektedir.

Ama aynı zamanda başka bir şey daha görünür hale geliyor:

 

Bir mücadelenin deneyiminin başka bir mücadelenin cesaretine dönüşmesi.

Doruk işçilerinin daha önce açtığı yol, Eti Gümüş işçilerinin yeniden mücadeleye dönmesinde bir deneyim alanı oluşturuyor. Eti Gümüş işçilerinin direnişi ise şimdi başka işçilerin kendi sorunlarına bakışını değiştirebilecek yeni bir deneyim yaratıyor.

Mücadele böyle birikmeye başlar.

Bir işçinin başka bir işçide gördüğü cesaret kendi korkusunu azaltır. Bir direnişin kazandığı hak, başka bir işçiye mücadelenin mümkün olduğunu gösterir. Bir patronun geri adım atmak zorunda kalması, başka bir işçinin kendi gücünü yeniden düşünmesine yol açar.

Bu nedenle hiçbir direniş yalnızca kendi talebiyle değerlendirilmemelidir.

Bir işçinin ücretini alması yalnızca onun cebine giren para değildir; başka işçilere aktarılan bir mücadele deneyimidir.

Bir sendikal kazanım yalnızca bir işyerindeki örgütlenme değildir; başka işçilere açılan bir yoldur.

Bir grev yalnızca üretimi durdurmaz; işçilerin kendi kolektif güçlerini görmelerini sağlar.

Ve bir madencinin Ankara'da gözaltına alınması yalnızca o madencinin sorunu değildir.

Madenciye yönelen saldırı, bütün işçi sınıfının mücadele hakkına yönelen bir saldırıdır.

 

“Ben Tek Başıma Değilim”

Bir grev çadırı yalnızca bir bekleme alanı değildir. İşçilerin deneyim aktardığı, korkularını paylaştığı ve birlikte hareket etmeyi öğrendiği bir mücadele alanıdır.

Sermayenin korktuğu şey de yalnızca grevin ekonomik maliyeti değildir.

Asıl kırılma, işçinin şu bilgiyi edinmesidir:

“Ben tek başıma değilim.”

Sınıf bilincinin maddi zemini burada oluşur.

Bir maden işçisi kendi sorununu başka bir maden işçisinin sorununda gördüğünde; fabrika işçisi sendikal baskıyı başka bir fabrikadaki işçinin deneyimiyle ilişkilendirdiğinde; belediye işçisi kendi ücret sorununu başka işçilerin güvencesizliğiyle birlikte düşündüğünde, tek tek haksızlıkların arkasındaki ortak toplumsal ilişki görünür hale gelir.

Biçimler değişir.

Patron bir yerde ücret ödemez. Başka yerde sendikayı engeller. Başka yerde ücretsiz izin dayatır. Başka yerde işten atar.

Ama ilişkinin özü değişmez:

 

Emekçinin emeği üzerindeki sermaye tahakkümü.

Sınıf mücadelesinin görevi bu ortaklığı görünür kılmak ve tek tek mücadeleleri ortak bir güce dönüştürmektir.

Çünkü işçi sınıfının gücü yalnızca sayısında değildir. Üretimi durdurabilme kapasitesindedir.

Bir madenin, fabrikanın, deponun, hastanenin ya da belediyenin işçiler olmadan çalışamaması, sermayenin işçi emeğine bağımlılığını gösterir. İşçinin bunu kendi deneyimiyle kavradığı anda korkunun dengesi değişmeye başlar.

Fakat bu güç kendiliğinden siyasal bir güce dönüşmez.

Öfkenin örgütlenmesi, örgütlenmenin dayanışmaya, dayanışmanın ortak mücadeleye, ortak mücadelenin ise sınıfın kendi siyasal iradesini üretmesine ihtiyaç vardır.

 

Mücadele Kendi Koşullarını Yarattığında

Tarihsel dönüşümler yalnızca sömürünün ve yoksulluğun derinleşmesiyle ortaya çıkmaz. Belirleyici olan, emekçilerin kendi güçlerini fark etmeleri ve bu gücü ortak bir mücadele içinde örgütleyebilmeleridir.

Burada sınıf mücadelesinin içkin dinamiği ortaya çıkar.

Başlangıçta işçi, ücretinin ödenmesi için mücadele eder. Sonra başka işçilerin de aynı sorunla karşı karşıya olduğunu görür. Birlikte hareket etmenin tek başına hareket etmekten daha güçlü olduğunu deneyimler. Örgütlenmenin yalnızca mevcut bir hakkı korumak değil, yeni haklar kazanmak için de gerekli olduğunu kavrar.

Mücadele böylece kendi deneyimini üretir.

Bu deneyim yeni mücadeleleri besler. Yeni mücadeleler yeni dayanışma biçimleri yaratır. Dayanışma sınıfın ortak çıkarlarını daha görünür hale getirir. Ortak çıkarların bilinci ise mücadeleyi tek tek işyerlerinin sınırlarının dışına taşır.

Belirli bir eşikten sonra artık mesele yalnızca bir ücret artışı, bir işe iade ya da bir sendikal hakkın korunması değildir.

 

Mesele, işçi sınıfının kendi gücünü bir toplumsal güç olarak kurabilmesidir.

Çünkü kapitalizmin krizi yalnızca işyerlerinde yaşanmıyor.

Teknolojik dönüşüm, yapay zekâ ve otomasyon bir yandan üretkenliği artırırken diğer yandan emeğin giderek daha büyük bölümlerini gereksizleştirme potansiyeli taşıyor. Sermaye açısından daha az işçiyle daha fazla üretim rasyonel görünebilir. Fakat toplum açısından bunun anlamı, emeğin özgürleşmesi değil, üretilen zenginliğin daha küçük bir kesimde toplanması ve geniş kitlelerin güvencesizleşmesi olabilir.

Aynı çelişki iklim krizinde de ortaya çıkıyor. Kâr ve büyüme mantığı, üretimin ve enerji tüketiminin sınırlarını sürekli genişletirken bunun toplumsal maliyetleri emekçilerin yaşamına yükleniyor. Aşırı sıcaklar, kuraklık, gıda krizi ve çalışma koşullarının ağırlaşması, kapitalist üretim ilişkilerinin doğayla kurduğu ilişkinin sonuçlarını doğrudan işçilerin hayatına taşıyor.

Böylece birbirinden ayrı görünen krizler aynı toplumsal zeminde buluşuyor:

İşsizlik, güvencesizlik, iklim krizi, teknolojik dönüşüm ve servet eşitsizliği aynı düzenin farklı çelişkileri olarak görünür hale geliyor.

Bu nedenle bugün işçi sınıfının mücadelesini yalnızca geçmişteki kazanımları koruma mücadelesi olarak düşünmek yetersizdir.

Mesele aynı zamanda geleceğin nasıl kurulacağıdır.

Milyonlarca insanın emeğine daha az ihtiyaç duyan bir teknoloji düzeni, bu teknolojinin sağladığı zenginlik toplumsallaştırılmadığında milyonlarca insan için daha fazla güvencesizlik anlamına gelebilir. Üretim kapasitesinin büyümesi toplumun refahını otomatik olarak büyütmez. Bunun için üretimin kimin ihtiyaçlarına göre ve kimin denetiminde örgütlendiği sorusunun yanıtlanması gerekir.

İşte sınıf mücadelesinin ufku burada genişler.

Mücadele mevcut koşullara tepki veren bir hareket olmaktan çıkar ve koşulları değiştirmeye başlayan bir harekete dönüşür.

“Kendi havasını yaratan ateş” metaforunun sınıfsal anlamı da buradadır.

Ateşin kendi havasını yaratması, dış koşullardan bağımsız hale gelmesi değildir. Tam tersine, içinde bulunduğu koşullarla kurduğu ilişkinin niteliğinin değişmesidir. Sınıf mücadelesi de kapitalizmin yarattığı çelişkilerden doğar; fakat geliştiği ölçüde bu çelişkilerin yalnızca sonucu olarak kalmaz. Kendi örgütlülüğünü, dayanışmasını, deneyimini ve giderek kendi siyasal gücünü üretir.

Sınıf, kendi mücadelesi içinde kendisini de kurar.

Öfkeyi Siyasal Güce Dönüştürmek

Egemen sınıfların asıl korkusu tek tek grevler ya da direnişler değildir. Asıl korkulan, mücadelelerin birbirini beslemeye başlaması ve işçilerin kendi güçlerinin farkına varmasıdır.

Çünkü belirli bir eşikten sonra sınıf hareketi yalnızca mevcut siyasal atmosferden etkilenmez; o atmosferi değiştiren bir toplumsal güç haline gelir.

Kapitalizm bugün güvencesizliği, eşitsizliği, borçluluğu ve rekabeti derinleştiriyor. Teknolojik dönüşümün maliyetini işçilere yüklerken, iklim krizinin sonuçlarını da toplumun geniş kesimlerine dağıtıyor. İşçileri parçalayarak ortak hareket etme kapasitesini zayıflatmaya çalışıyor. Fakat aynı süreç, sınıfsal çelişkileri de keskinleştiriyor.

Tam da bu nedenle bugün önümüzde yalnızca iki seçenek varmış gibi görünen bir tablonun ötesine geçmek gerekiyor: Kapitalizmin krizlerinin daha fazla eşitsizlik, daha fazla güvencesizlik ve daha ağır ekolojik yıkım olarak emekçilere fatura edilmesini kabul etmek ya da toplumun üretim ve yaşam üzerindeki kolektif söz hakkını büyütmek.

Bu çelişkinin kendiliğinden devrimci bir sonuca ulaşacağı düşünülmemelidir. Öfke tek başına yeterli değildir.

Öfkenin örgütlenmesi, örgütlenmenin sınıf dayanışmasına, dayanışmanın ortak mücadeleye ve ortak mücadelenin siyasal bir iradeye dönüşmesi gerekir.

 

Devrimci dinamizm tam burada ortaya çıkar.

Bir fabrika işçisi madencinin mücadelesini kendi mücadelesi olarak gördüğünde; bir maden işçisi başka bir sektördeki işçinin yanında durduğunda; sendikalar yalnızca kendi üyelerinin değil, sınıfın ortak çıkarlarının savunucusu haline geldiğinde, işçi sınıfının parçaları birbirini görmeye başlar.

Görünür hale gelen her ortaklık, sermayenin kurduğu bölme duvarlarından birini yıkar.

Bu nedenle bugünkü işçi mücadelelerinin önündeki temel görev, direnişleri birbirinden habersiz adacıklar olmaktan çıkarmaktır. Bir işçinin mücadelesini bütün işçilerin meselesi haline getirmek; kazanımları ortak bir sınıf hafızasına dönüştürmek; mücadele deneyimlerini örgütlü bir güce bağlamak ve işçilerin kendi güçlerini yalnızca tek tek direnişlerde değil, bu direnişler arasındaki bağlarda da görmesini sağlamak gerekir.

Çünkü sınıf mücadelesi yalnızca kapitalizmin yarattığı koşullarda gerçekleşmez.

 

O koşulları değiştirme kapasitesini de kendi içinde taşır.

Bugün mücadeleler hâlâ parçalı olabilir. Fakat mesele yalnızca bu parçaların ne zaman birleşeceği değildir. Asıl mesele, bu parçaların birleştiğinde nasıl bir sınıfsal güç yaratacağıdır.

Bir gün maden işçisi Ankara'ya geldiğinde yalnızca başka madenciler değil, başka sektörlerden işçiler de onun yanında olacaksa; bir işyerindeki kazanım başka işyerlerine cesaret verecekse; bir grev yalnızca üretimi değil, işçi sınıfının ortak iradesini de harekete geçirecekse, mücadele artık yalnızca mevcut koşullara tepki vermiyor demektir.

Kendi koşullarını yaratmaya başlamıştır.

İşte o zaman ateş yalnızca yanmaz.

Kendi havasını yaratır.

Ve kendi havasını yaratan bu ateş, yalnızca mevcut düzenin karanlığını aydınlatan bir güç değil, başka bir toplumsal düzenin kurulabileceğini gösteren sınıfsal bir güç haline gelir.

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Kendi Havasını Yaratan Ateş

Post

Yeni Tarihsel Blok ve Karşı Hegemonya

Post

Hegemonya Krizi Çağında Türkiye: Devlet Biçiminin Dönüşümü ve Yeni Tarihsel Eşik

Post

Kriz Çağında Emek ve Sosyalizm Türkiye’de Eşitsizlik, Düzen ve Gelecek Mücadelesi

Post

Siyah Ayaklar, Beyaz Düzen

Post

Zirvelerin Takvimi Değil, Hayatın Ritmi

Post

NATO Zirvesi. Emperyalist Savaş Düzeni ve Halkın Alternatifi

Post

Rejimin Yeniden Yapılanması Karşısında Devrimci Alternatif

Post

Türkiye Sosyalist Hareketi Neden Yenilenmek Zorunda?

Post

Hakikat, Bilgi ve İktidar: Nereden Başlamalı?

Post

Meydanlardan Yükselen Direniş

Post

Emperyalist Yeniden Paylaşım, Militarizm ve Sınıf Mücadelesi

Post

Fırtınayı Beklemek Değil, Dünyanın Tozunu Atmak

Post

Butlan Rejimi, Devlet Aklı ve Yoksulluğun Gölgesinde Türkiye

Post

Madencilerin Direnişi ve Düzenin Gerçeği

Post

Parçalı İsyanlar ve Krizin Yönetimi

Post

Kriz ve Direniş

Post

Karanlık Kentler

Post

Büyük Hırsızların Cumhuriyeti

Post

Kürt Meselesi ve Devrim

Post

Hafızanın Keskinliği, Çelişkinin İzleri. Yalçın Küçük Üzerine

Post

Emperyalist Kriz ve Sınıf Mücadelesi. NATO, Ortadoğu ve Türkiye

Post

Kapitalist Kriz ve Halkların Direnişi

Post

İktidarın Çürümesi ve Gürültünün Siyaseti

Post

Sistem, Mezhep ve Sınıf

Post

Genişleyen Sınıf Kendi Adıyla Konuşuyor

Post

Faşizmin Yeniden Biçimlenmesi. Kriz Devleti, Hegemonya ve Türkiye

Post

Türkiye’de Yoksulluk. Ekonomik Bir Hata mı, Bilinçli Bir Emek Rejimi mi?

Post

İlke ile Refleks Arasında

Post

Küresel Kriz, Emperyalist Rekabet ve Savaşın Ufku

Post

NATO ve 21. Yüzyılın Hegemonik Oyunları

Post

Dünyayı Biz Kuracağız. Gençliğin Sınıfsal, Politik ve Örgütsel Görevi

Post

Kapitalizmin Derin Krizi ve İsviçre’de Emekçi Direnişinin Yükselişi

Post

İstisna Rejimi

Post

EMPERYALİST SAVAŞ VE TAHAKKÜM DÜZENİ

Post

Panik ve Umut

Post

EĞİTİM DEĞİL EMEK

Post

Gerçeklikten Kaçışın Politik Anlamı

Post

Sömürü Ağları ve Sınırların Ötesindeki Emek

Post

Maskenin Ardından Bakmak

Post

Kürt Meselesi ve Devletçi Paradigma

Post

Yaşlı Adamların Dünyası ve Doğan Tarihsel Özneler

Post

Gözde Sermayedarlar Devri

Post

Yargı Bağımsızlığı Ayaklar Altında

Post

Gezi Güncelliğini Koruyor

Post

İdeolojik Manipülasyonlarla Mücadelenin Yolu

Post

Suriye’deki Senaryolar

Post

Zor Zamanlar Devrimci Eylemi Gerektirir

Post

Tarihsel Çelişki

Post

Bir Çöküş Hikayesi

Post

Halkların Mücadelesi

Post

Sağlık Kamusal Bir Haktır

Post

Yönetememe Krizi Derinleşiyor

Post

Bölgesel Savaşlar Denklemi

Post

Yönetememe Krizinin Sonucu: Anayasa Tartışması

Post

Devrimin Güncelliği

Post

Gemisini Kurtaran Kaptan Olamayız

Post

Bir AKP Politikası: Sorunu Çözme, Ortadan Kaldır

Post

Ortadoğu'nun Felaketi, İsrail

Post

İddiasını Yitirmiş Sosyalist Hareket

Post

Yoksulluğun Karşısında Somut Politik Program

Post

İktidarın Krizi, Milliyetçilerin Saldırıları

Post

Faşist Hareketi Besleyen Politikalar

Post

Kapitalizmin Yolu Savaşlara Çıkıyor

Post

Karanlıktan Çıkışın Yolu

Post

Basın Özgürlüğünü Savunalım

Post

Savaşların Karşısındaki Gençlik

Post

Gezi’nin Gücü, İktidarın Korkusu

Post

Avrupa’da Faşizm Hayaleti mi Dolaşıyor?

Post

Gazze Emperyalizm, Soykırım ve Direniş

Post

Meşruiyeti Çöken Düzen, Yükselen Devrim İhtimali

Post

Çürüyen Düzenin Ortak Kaderi

Post

Faşizm ve Emperyalist Krizin Küresel Boyutu

Post

Kayyum Siyaseti ve Solun Sessizliği

Post

Eğitimde Gericileşme ve Patriyarkanın Yeni Formları

Post

Kapitalist Çürüme ve Devrimci Program İhtiyacı

Post

Cumhuriyetin Çöküşü

Post

Mütevazı Bir Teklif 5.0

Post

Sistem Çöküyor Kopuşun Zamanı Şimdi

Post

Yeni Paylaşım Savaşı ve Halkların Direniş Hattı

Post

Bu Düzen Çöküyor, Devrimciler Ne Yapmalı? Nasıl Yapmalı?

Post

Tarihsel Kırılma ve Devrimci Yeniden İnşa

Post

Doğa Yanıyor, Rejim Susuyor

Post

Yeni Müesses Nizamın Krizi, Direnişin Praksisi

Post

Geçmişten Geleceğe Kürt Mücadelesi Tarihi

Post

Devrimci Örgütlenme ve Kurucu Strateji

Post

Ortadoğu’da Emperyalist Kaosun Anatomisi

Post

Kürt Sorunu Silahlı Mücadeleden Siyasal Yeniden Kuruluşa

Post

Direnişi Susturamazsınız Gazze, Halkların Ortak İsyanıdır

Post

CHP’ye Operasyonlar, Rejimin Krizi ve Emek Cephesi İhtiyacı

Post

Kriz Rejimi ve Direnişin Toplumsal Zemini

Post

Avrupa’da Militarist Restorasyon ve Sınıf Savaşı

Post

Ortadoğu’da Dönüşüm ve Yeni Paradigmalar

Post

Zihinleri Teslim Alamazsınız

Post

Ortadoğu’da Yeni Oyun, Eski Hesaplar

Post

Yaşamak İçin Direnmek Zorundayız

Post

Yeni Egemenlik Rejimi

Post

Kilitlenme

Post

Yıkılmayan Kentler İçin Rant Düzenini Yıkmalıyız

Post

Gelişen Direnişlerin Dönüştürücü Potansiyeli

Post

Trump’ın Avrupa’sı: Faşizm, Savaş ve Yeni Düzen

Post

Krizin Derinliğinde Yaşayanlar, Direnişin Ucunda Yürüyenler

Post

Filistin Direniyor, Dünya Suça Ortak Oluyor

Post

Kapitalizmin Çöküşüne Karşı Radikal Bir Yol Arayışı

Post

Ortadoğu’daki Çatışmaların Jeopolitik Sonuçları

Post

Kapitalizmin Dijital Ağlarında Bir Heyula Dolaşıyor

Post

Türkiye: Kriz, Direniş ve Gelecek

Post

1968’den Bugüne Mücadelenin Sürekliliği

Post

Trump’ın Küresel Göçmen Politikalarıyla Faşizme Giden Yolu

Post

Gençlik Bu Düzene Direniyor

Post

Sosyalist Bir Alternatif İçin

Post

Otoriterleşen Rejimlere Bakış

Post

Farklı Mücadeleleri Kesiştirmek İçin

Post

“Güler Yüzlü Kapitalizm” Maskesi

Post

Kapitalizmin Gıda Krizi

Post

Yıkıma Karşı Birlikte Mücadele

Post

Krizi Ancak Mücadele Aşabilir

Post

Kapitalizmin Krizleri

Post

Kapitalizmin İçinden Bir Olgu: Faşizm

Post

İnsanlığın Seçimi

Post

Yeni Bir Yüzyıl

Post

Emperyalizmin Savaştan Başka Planı Yok

Post

Tespit ve Çözüm

Post

Emperyalizmin Göçmen Planı

Post

Koşullar Mükemmel, Ya Biz?

Post

İnsanlığın Ortak Mirası

Post

Eğitimde Uçurumun Kıyısında

Post

Karanlığı Biz Durdurabiliriz

Post

Ülkenin Sorunlarıyla Uğraşmak Zorundayız

Post

Tek Yumruk Olalım

Post

Fransa'da Maske Düştü

Post

Bay Başkan

Post

Gereğini Yapacağız

Post

Siyasi İktidarın Enkazı

Post

Kavşaktayız

Post

Amok Koşucusu Nereye Koşuyor?

Post

Fişi Çekmeye Hazır mıyız?

Post

Masalın Sonunu Getireceğiz

Post

İtalya’da Sandıktan Ne Çıktı?

Post

‘Kral Çıplak’ Diyelim Kralı Gönderelim

Post

Bu Kış Avrupa’da Bir Hayalet Dolaşır mı?

Post

Kapitalizm İçin İşler Yolunda Gitmiyor