Hayvana Yönelik Şiddet: Biri Küreği Eline Alıyor, Diğeri Yasa
Hayvana Yönelik Şiddet: Biri Küreği Eline Alıyor, Diğeri Yasa
5199 sayılı Kanun’a göre bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürmek 6 aydan 4 yıla kadar; bir hayvana işkence etmek veya acımasız ve zalimce muamelede bulunmak ise 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası gerektiriyor. Kaç failin caydırıcı bir cezayla karşılaştığını gördünüz? Bir köpeği kürekle öldürebilirsiniz, işkence ederek yavru bir kedi öldürüp videoya alabilirsiniz ya da 15 yıl önce ezerek öldürdüğünüz kaplumbağanın kaydını rahatlıkla paylaşabilirsiniz.
Son iki yılda hayvana yönelik gördüğümüz bu vakaları yalnızca faillerin bireysel kötülüğü ile açıklamak yeterli mi peki?
Hayır, değil.
Kapitalist düzen yaşamı kendi başına değerli kabul etmez, yaşamın değerini sermayenin ihtiyaçları ve egemenlik ilişkileri içerisinde belirler. Hayvana yönelik şiddet söz konusu olduğunda bunun karşılığını cezasızlıkta görüyoruz. Toplumsal tepki yükseldiğinde gözaltı kararı çıkarılıyor, fail “tespit edilemiyor”, tespit edilirse gözaltına alınıp serbest bırakılıyor. Devletin failleri tespit edecek ya da cezalandıracak araçlara sahip olmadığını mı düşünelim? Attığı bir slogandan dolayı kimliği tespit edilemeyen kaç öğrenci gördünüz? Devletin araçları yetersiz değil. Bu araçların kimlere karşı ve ne için kullanılacağı bir siyasal tercih.
İşçinin emeği üretim için, doğa hammadde için, hayvan ise üretim/tüketim için değerlidir. İşe yaramayan, kâr üretmeyen veya düzen açısından “sorun” olarak tanımlanan yaşam ise kolaylıkla gözden çıkarılabilir.
Bu bakış yalnızca hayvana yönelik şiddetin cezasız bırakılmasında değil, doğrudan devletin hayvan politikalarında da karşımıza çıkıyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı, halk arasında “Katliam Yasası” olarak bilinen ve 2024 yılında yürürlüğe giren 7527 sayılı Kanun kapsamında, Şubat 2026’ya kadar 452.587 köpeğin sokaktan toplatıldığını bildirdi. 244 bini barınaklarda, 58 bini sahiplendirilmiş durumda. Yaklaşık 150 bin köpeğin ise akıbeti açıklanmadı. Yani toplanan köpeklerin yaklaşık %33’ü. İçişleri Bakanlığı ise Mart 2025 sonrasında tespit edilen 1,25 milyon sokakta yaşayan hayvanın %78’inin toplandığını açıkladı. Yani 975.000 hayvan. İlk açıklanan veride akıbeti açıklanmayan %33’lük oranı bu veriye uyguladığımızda ise karşımıza yaklaşık 323 bin hayvan çıkıyor.
Evet, 323.000.
Peki nerede bu hayvanlar?
Devletin kendisinin bazı hayvanların yaşamını gözden çıkarılabilir ilan ettiği bir siyasal ortamda, hayvana yönelik bireysel şiddeti yalnızca ahlaki bir sapma olarak ele alamayız.
Üstelik yasalar karşısında her hayvanın yaşamı da eşit değil. Yazının başında söylediğim hapis cezaları ev ve evcil hayvanlara yönelik öldürme eylemleri için düzenlenmiş durumda. Sokakta ezerek öldürdüğünüz bir kaplumbağanın yaşamı aynı hukuki korumaya sahip değil. Yani devlet yalnızca hayvana yönelik şiddeti cezasız bırakmıyor; daha en başından hangi hayvanın yaşamının ne ölçüde korunacağına, hangisinin öldürülmesi karşısında hangi yaptırımın uygulanacağına karar veriyor.
Bir insan bir hayvanı “önemsiz” gördüğü için ezerek öldürüyor. Devlet yüz binlerce hayvanı “sorun” ilan ederek sokaktan topluyor, kapatıyor ve akıbetlerini açıklamıyor. Biri küreği eline alıyor, diğeri yasayı. Her ikisinde de hayvanın yaşam hakkı değil, onun üzerinde iktidar kuranın kararı hükmediyor.
Şiddet tam da burada yalnızca tekme, kürek, işkence ya da ezerek öldürmekten ibaret olmaktan çıkıyor. Bir hayvanın yaşamını değersiz saymak da, onu yaşam alanından koparıp kapatmak da, öldürülmesini yasal hale getirmek de aynı şiddet düzeninin farklı biçimleridir.
Bu yüzden karşımızdaki mesele birkaç “caninin” cezalandırılmasıyla çözülecek bir mesele değil. Elbette hayvana işkence eden, öldüren her fail cezalandırılmalıdır ama bir yandan bireysel faile ceza talep edip diğer yandan yüz binlerce hayvanın yaşamını devlet eliyle gözden çıkaran politikayı kabul edemeyiz.
Hayvanların yaşam hakkı, insanların onları sevmesine, faydalı bulmasına, evinde beslemesine ya da sokakta görmek isteyip istememesine bağlı olamaz. Bir kedinin yaşamı evcil olduğu için, bir kaplumbağanın yaşamı ise doğada olduğu için daha az ya da daha fazla değerli değildir.
Hayvana yönelik şiddete karşı mücadele bu nedenle yalnızca cezasızlığa karşı değil; hangi yaşamların korunmaya değer olduğuna karar verme hakkını kendinde gören bu düzene karşı da verilmek zorundadır.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

262956962.webp)
 (2) (1)260102126.webp)

262211964.webp)
 (1)263629019.webp)

 (1)263622045.webp)
262113231.webp)
260644659.webp)



265909796.webp)



263802635.webp)










241534546.webp)


245950176.webp)




243859717.webp)


240459470.webp)








253426919.webp)











255437302.webp)


















230903555.webp)







234218485.webp)


231323595.webp)



















222511212.webp)




























